Bugun...


Yük.Mak.Müh. Abdurrahman ATABEY

facebook-paylas
Küresel Enerji Politikaları ve Gönül Coğrafyamız
Tarih: 25-05-2019 20:51:00 Güncelleme: 25-05-2019 20:51:00


Küresel enerji politikalarının;değişim ve gelişmelere güncel etkisinin yanında, gelecekteki sosyal ve siyasal gelişmelere de belirgin etkisinin olacağı aşikârdır. Tercih ve talep yoğunluğu göz önüne alındığında küresel enerji politikalarını belirleyen iki temel unsur petrol ve doğalgaz olarak karşımıza çıkmaktadır. Petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından ise Orta Doğu, Orta Asya ve Hazar bölgeleri baskın kapasiteleri ile ön plana çıkmaktadır. Bu bölgelerde; petrol ve doğalgazın üretimi ve pazarlara sunumu açısından ciddi bir yarış olmasının yanı sıra en önemli unsurlardan biri; bu enerji kaynaklarının arz güvenliği ve sürekliliğinin sağlanması meselesidir.   Önümüzdeki 30 yıl içinde mevcut enerji paradigmasında bir değişim yaşanmaması halinde küresel enerji talebinde %50 oranında bir artış olacağı öngörülmektedir. Söz konusu bu artışın Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerinden ziyade BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) ülkelerinden gelmesi beklenmektedir.[1] Petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olan Rusya, İran, Azerbaycan’ın ve diğer enerji kaynaklarına sahip ülkelerin pazar arayışı bir problemken, gelişmekte olan ülkeler içinde her geçen gün ihtiyaç hissettikleri bu enerjilerin güvenli, kesintisiz ve ucuz temini bir başka problemdir. Baş döndürücü bir hızla gelişen sanayileşme ve teknoloji, beraberinde artan enerji ihtiyacını yükseltmiştir. Doğal olarak artan bu ihtiyaçtan dolayı kısıtlı enerji kaynakları ve kapasiteleri değerlendirilerek enerji kaynakları çeşitliliği arayışı hız kazanmıştır. Bu sebepten dolayı tüketim alanları her geçen gün artan fosil kökenli enerji kaynakları ile birlikte, artık çevre dostu yenilenebilir enerji de gündemdeki yerini almaya başlamıştır. 2030 yılına kadar küresel enerji talebinin %87’sinden OECD üyesi olmayan ülkeler sorumlu olacaktır. Söz konusu ülkeler ekonomilerini Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Japonya ve Batı Avrupa ekonomilerinin düzeyine çıkarmak istedikleri için önümüzdeki 20 yıl süresince Asya ve Latin Amerika bölgesindeki enerji talebindeki artış devam edecektir.[2,3] Doğal olarak gelişmekte olan ülkeler de kendi aralarında olduğu kadar, gelişmiş ülkelerin ekonomik düzeylerine ulaşım noktasında da ciddi bir rekabet mevcuttur.  Ekonomilerin gelişim ve büyüklüğü zorunlu olarak enerji ihtiyacının da büyüklüğünün göstergesidir. Enerji girdileri arttıkça beraberinde enerjinin temini, ucuzluğu ve sürekliliği için gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler çok yönlü politikalar geliştirmek zorunda kalmışlardır. Ortadoğu bölgesinde üretilen petrolün küresel piyasalara ulaşabilmesi için bazı stratejik su yollarından geçmesi gerekmektedir. Petrol öncelikle Hürmüz Boğaz’ından transit olarak geçmekte daha sonra Avrupa piyasalarına ulaşabilmek için Bab El-Mendeb Boğazını ve Süveyş Kanalı’nı geçmesi gerekmektedir. Ortadoğu petrollerinin Asya’ya ulaşması içinse Malakka Boğazı’nı geçmesi gerekmektedir. Söz konusu boğazlarda, jeopolitik unsurlar ve deniz korsanlığı nedeniyle çeşitli güvenlik riskleri bulunmaktadır.[4] Büyük enerji kaynaklarına sahip Ortadoğu, uzun zamandır güvensiz bir bölge haline gelmiştir. Bölge, önce Irak ve İran arasındaki savaşa sahne oldu ki her iki devletin ciddi petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olduğu artık bilinen bir gerçektir. Akabinde Amerika’nın Irak işgali ve bugüne kadar devam eden iç karışıklık, Suriye’nin içindeki çatışma ve Ortadoğu’daki diğer istikrarsız alanlardan dolayı petrolün pazarlara ulaşımı açısından nerdeyse tek güvenli geçiş, Türkiye üzerindendir. Küresel ölçekte doğal gaz talebinin %1,7’lik bir artışla 2035 yılında 4,75 trilyon metreküpe çıkması beklenmektedir. Doğalgaz talebindeki artışın %81’i OECD dışı ülkelerden gelecektir. Çin’in 2010’da 110 milyar metreküp olan yurt içi gaz talebinin, 2035’de 500 milyar metreküpe ulaşması beklenmektedir. Doğal gaz üretim maliyeti daha düşük olduğu için günümüzde elektrik üretimi, ısınma başta olmak üzere, birçok alanda tercih edilmeye başlanmıştır. Bu eğilimin devamı halinde doğalgaz, 21. yüzyılın en önemli yakıtı olmaya adaydır. IEA, doğalgazın, dünya birincil enerji tüketimindeki payı itibariyle, 2020 yılında kömürü geçerek, petrolün ardından ikinci sıraya yerleşeceğini öngörmektedir. Dünya birincil enerji tüketiminde %21’lik paya sahip olan doğalgaz, 2020’de küresel enerji tüketiminin %24’den sorumlu olması beklenmektedir [3]. Temel olarak elektrik üretimindeki artan ağırlığı nedeniyle bu yüzyılın en azından ilk yarısı boyunca en stratejik yakıt haline gelecek olan doğalgaz, enerji portföyünde kömürün boşalttığı alanı dolduracaktır. Rusya, dünyadaki doğalgaz rezervlerinin yaklaşık %27’sine sahiptir ve günümüzde, kıta Avrupa’sında elektrik üretiminde ve ısınmada Rus doğalgazının kullanım oranı, Avrupa ülkeleri açısından enerji güvenliği konusunda kaynak çeşitliliği sağlanmadığı için risk oluşturmaya başlamıştır.[5] Elektrik üretimi, sanayi, ısınma ve diğer alanlarda doğalgaz yaygınlaşırken önümüzdeki zaman diliminde doğalgazın kullanım yaygınlığının artış göstereceğini istatistikler göstermektedir. Yenilebilir enerji kaynaklarının kısa sürede fosil kaynaklı enerji kaynaklarının yerini doldurmayacağı gerçeğinden hareketle doğalgazın piyasalara sunumu açısından da tıpkı petrol sunumunda olduğu gibi Türkiye’nin kayda değer bir konumu olduğunu görmekteyiz. Türkiye’de tüketilen birincil enerjinin %39’u petrol, %27’si doğalgaz, %27’si kömür ve %13’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmaktadır. Enerji tüketiminde ithalatın payı %70 düzeyindedir. Enerji açısından yüksek orandaki dışa bağımlılığın yanı sıra, doğalgaz ithalatının %65’i Rusya Federasyonu’ndan yapılmaktadır ve bu durum da enerji güvenliği açısından önemli sıkıntılara neden olmaktadır (Ulutaş, 2008, 11). Petrol ve doğalgaz üretici ülkeler için Türkiye bir anlamda önemli bir pazarken, diğer manada geçiş güzergâhı olması hasebi ile stratejik bir öneme sahiptir. Bu stratejik konum itibarı ile gerçekleştirilmiş ve gelecekte hayata geçirilecek projelerle Türkiye önemli bir aktör olacaktır. Türkiye’nin enerji tüketiminin yıllık %6,8 artış hızı ile 2010 yılında 171,3 milyon ton eşdeğeri petrole (TEP), 2020 yılında ise 298,4 milyon TEP’e ulaşacağı tahmin edilmektedir (IEA, 2006). Rusya, Orta Asya, İran, Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa için boru hatları ve deniz yolu ile enerji bağlantıları Türkiye’nin küresel aktörler arasındaki elini daha da güçlendirecektir. Gelecekte Doğu-Batı ve Kuzey-Güney enerji koridorunda kilit pozisyonda olacak olan Türkiye enerji krizlerinin çözümleyici baş aktörleri adaylarından olacaktır. Türkiye mevcut boru hatlarının yanı sıra, aşağıdaki pek çok projeye de dâhil olmuştur. Kerkük-Yumurtalık Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı, Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı (proje aşamasında), Rusya-Türkiye Batı Doğalgaz Boru Hattı, Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı, Azerbaycan-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, İran-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, NABUCCO Doğalgaz Boru Hattı (proje aşamasında), Irak-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı (proje aşamasında), Mısır-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı (proje aşamasında), Mavi Akımın İsrail’e uzatılması (proje aşamasında), Türkmenistan– Türkiye Doğalgaz Boru Hattı (proje aşamasında), Türkiye –Rusya Türk Akımı projesi (proje aşamasın), Türkiye-Yunanistan -İtalya Doğalgaz Boru Hattı.[4]   Üretim yapılan ve kapasiteleri tespit edilmiş petrol ve doğalgaz kaynakları incelendiğinde; Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı sonucunda dağılması ile birlikte çizilen sınırlar ve hemen akabinde oluşturulan yönetimlerin durumu Ortadoğu’daki mevcut çatışmalı ortamın besleyici ve hazırlayıcı nedenlerinden birisi olmuştur. Ülkelerin sınırları belirlenirken o günkü küresel oyuncular özellikle enerji kaynaklarını göz önüne alarak hareket etmişlerdir. Çatışma potansiyeli olan ve çabuk istikrarsızlaştırılacak bölgeler oluşturulmuştur. Bir yönüyle Irak, Suriye, Libya ve Yemen’de ki yaşanan çatışmaların; küresel oyuncuların uzun vadeli planlarının ve enerji kaynakları üzerindeki emellerinin sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik konumu ile uluslararası arenada güçlü bir devlet haline gelmesi sadece kendi açsından değil, gönül birliği yaptığı ve tarihi misyonundan dolayı işbirliklerini sürekli canlı ve sıcak tutması gereken coğrafyalar açısından da önemlidir. Türkiye’nin küresel enerji politikalarını yönlendiren politika belirleyiciler içinde hak ettiği yerini alması, özellikle Ortadoğu’da devam eden çatışmalı süreçlere olumlu etkisinin olacağı net bir durumdur. İstikrarsızlaşan Ortadoğu, Balkanlar, Hazar ve Orta Asya bölgelerinin olumsuz etkisinin öncelikle yakın komşularına tesir etmesi kaçınılmaz bir durumdur. Türkiye’nin konumu itibarı ile önemli enerji kaynaklarına sahip Irak, Suriye, Libya ve hatta Yemen’deki iç çatışma ve hatta maalesef uluslararası savaş mahfillerinin adeta arenasına dönmüş bu ülkelerden en çok etkilenen ülke gerçeği, önümüzde durmaktadır. Enerji geçiş güzergâhında güçlenen, istikrarlı ve refah düzeyi yüksek bir Türkiye, tarihi misyonundan dolayı gönül bağı olan ülkelere her bakımdan faydası olacağı gibi, küresel oyuncuların politika belirlemelerinde yok sayamayacakları önemli bir ülke olmaya devam edecektir.    Kaynaklar [1] Uğurlu, Ö. “Çevresel Güvenlik ve Türkiye’de Enerji Politikaları”, Örgün Yayınevi, 2009, İstanbul. [2] Birol, F., “Dünyanın Enerji Görünümü Özet Sunumu”, 8. Enerji Sempozyumu, 2011, İstanbul. [3] International Energy Agency (IEA), “World Energy Outlook”, 2011. [4] BAYRAÇ, H. NACİ., “Küresel Enerji Politikaları Ve Türkiye”, Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Eskişehir.

[5] SEVİM, C., “Küresel Enerji Politikaları ve Yeni Enerji Düzeni”, Türkiye 12. Enerji Kongresi, 2012, Ankara 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
1138 Okunma
771 Okunma
750 Okunma
691 Okunma
588 Okunma
581 Okunma
580 Okunma
579 Okunma
577 Okunma
520 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

HABER ARŞİVİ
YUKARI